Main menu:




Sitede arama

Kategoriler

  • [+] RSS

  • Arşiv

    Kim haklı? Dün kim haklıydı?

    Bir iddianame vardı…
    Hani parti kapatma hakkında olan…
    Denildi ki; yapmayın böyle, kanıt yok ortada vehimler ile olmaz bu işler.
    Şimdi yeni bir iddianame var elimizde…
    Sadece başrol oyuncuları yer değişti. Yine vehimle saptamalar, yine itiraz edenler, yine hukuk lime lime edildi diyenler.
    Devran dönüyor ama oyuncular dışında değişen bir şey yok. Sadece sıra değişiyor. Önce birisi sanık oluyor sonra diğeri.
    Ama sürekli kaybedenler hukuk, adalet, insan hakları oluyor.

    Ya Üyeler B(S)izden Olsa

    Şimdi bir şeyler uyduralım yazmak için, gerçek kişi ve kurumlar ile hiç bir ilişkisi olmayan;

    Cumhuriyet ve demokrasi ile yönetilen bir ülkede anayasayı denetleyen bir mahkeme olsun ve üye sayısı da 11 olsun. Bu 11 üyenin aslında aşırı dinci ve hatta yobaz olduğunu bilmiyormuş gibi yapalım.
    Aynı ülkede iktidarın sahibi ise %47 ile iktidara gelmiş aşırı laikçi görüşleri olan ve hatta dine/islama düşman (uyduran ben değil miyim böyle olsun işte ne olacak) bir parti olsun.

    Bir gün iktidar ülkeyi daha da özgürleştirmek adına her hangi bir yasa çıkarsın. Bu yasayı da yukarıda bahsedilen 11 üye anayasanın mesela 2.maddesinde yer alan “insan haklarına saygılı” yada “adalet anlayışı içinde” yazan kısımlarına dayanarak iptal etse ve bunu esastan inceleme hakkı olmasa da esastan incelese. Esastan inceleme sebebi için de mesela “TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur” açıklamasındaki evlatlara dayanarak biz de bu evladın ta kendisiyiz dese.

    Saçma oldu değil mi? Bence de…

    Oyuncuların takımlarını değiştirince bu günlerdeki köşe yazılarına benzedi. Artık  saçmalamasak diyorum da kime diyorum?

    Ürün Özel

    “Sizin için size ve sevdiklerinize özel” sloganıyla yola çıkan www.urunozel.com da özel tasarım ve tasarımcılara yer veriliyor.

    Sitenin diğer alışveriş sitelerinden en büyük farkı ise ürünlerin seri üretim yoluyla değil el emeği ile üretimli olması.

    Elnino

    Herkesin haberi varmış da benim yokmuş herhalde :(

    Elnino, albümlerini ve kliplerini internet üzerinden bedava hem de albüm albüm indirmeye olanak sağlıyor. Albümler de gayet başarılı.

    Elnino

    Türkçe hataları

    Konuşurken kullandığımız kelimeleri neden farklı yazıyoruz? Türkçe yazıldığı gibi okunan bir dil değil mi?

    Ezzane yada Ezzacı dediğimiz halde neden sürekli Eczane yada Eczacı diye yazıyoruz?

    Kim konuşurken geliyor yada gidiyor diyor? Ben herkesin geliyo ve gidiyo dediğini düşünüyorum. Resmi yazışmaları ve Türkçe derslerini geçtim kişisel yazışmalarda bile yanlış yazmamak için direniyoruz.

    Hatta ilginç bir iki önerim var;

    Normal cümle : Bir dakika bakar mısın?
    Önerilen cümle : Bi dakka bakar mısın?

    Normal cümle : İlginç bir önerim var?
    Önerilen cümle : İlginç bi önerim var?

    Neden bunlar da doğru olmasın. Özellikle “bir” ve “bi” arasında çok ilginç bir ayrım bile yapılabilir. Eğer “bir” yazılacak yerde gerçekten sayı anlamı ile “bir tane” kastedilmediyse direk olarak “bi” yazabilmeliyiz. Ne de olsa konuşurken kimse oradaki “r” harfini kullanmıyor.

    Modernleştik

    Dikkat eden olmuştur ama belirtmekte yarar var, her geçen gün daha da modernleşiyoruz. Nereden mi belli? Kullandığımız kelimelerin değişmesi yada hastalıkların evrimleşmesi veya yeni yeni hastalıklar ortaya çıkması… Örnekler;

    Eskiden bunadı derdik şimdi alzheimer oldu diyoruz.
    Eskiden Gastrit, Ülser vardı artık Reflü var.

    Şişmaları hatırlayanlar var mı artık onlar Obezler.

    Bu liste böylece devam eder.

    Son Başbakanlarımız

    Hiç dikkat eden oldu mu acaba son yıllarda başbakan olan kişiler neden eğitimlerinin bir kısmında bir süre yurtdışında bulunmuşlar yada neden yurtdışı kaynaklı okullarda okumuşlar diye?

    Sebep göstermek de gerekir aslında; ya eğitim sistemimiz ve teknolojimiz çok geride ki gidiyorlar yurtdışında öğreniyorlar bilimi (ama burada kullanmayıp siyasetçi oluyorlar) yada siyasi politik eğitim veya icazet alıyorlar. Kim takar biz nasıl olsa kimseyi alamıyoruz da satamıyoruz da.

    Okumaya devam edin »

    Emre AKÖZ’ e dikkat

    Emre AKÖZ‘ ü bir kaç senedir takip ediyorum. Benim baktığım yerden uzlaşmacı-demokrat diye tabir edilebilecek birisi olarak gözüküyor. Ekşi sözlük te seveni sevmeyeni var. Sıkı bir Fenerbahçeli olması hoş olmasa da :) genel anlamda tutarlı yazıları olduğuna inanıyorum.

    Sorun şu ki; son zamanlarda, seçim sistemi, yök, ordu ve siyasiler hakkında çok net ve eleştirel yazılar kaleme aldı. Sabah gazetesinin tmsf bünyesinde olmasından dolayı işi ile ilgili şimdilik bir problem yok ancak seçişmlerden sonra neler olacak belli değil. Ben diyorum ki Emre AKÖZ’ ü bir şekilde susturacaklar!!! Artık işten mi atarlar, bir yere mi sürerler bilemiyorum.

    Bu yazı bir gün dediklerimin gerçekleşme ihtimaline karşı, bir grup dengesize kanıt olması amacıyla yazılmış olup, haksız çıkmayı ne kadar istediğimi anlatamam.

    Türkiye’ de Nükleer Santral

    Dünya genelinde 400 ün üzerinde çalışır halde bulunan Nükleer Santraller’ i, çekirdek tepkimelerinin kontrol altına alınarak enerji elde edilmesini sağlayan sistemler olarak adlandırabiliriz. Duruma Nükleer Reaktör açısından bakarsak toplam 1100 den fazla reaktör Dünya’ nın çeşitli ülkelerinde mevcuttur ve 400 den fazlası deniz altı reaktörü, 300 den fazlası ise araştırma reaktörü olarak kullanılmaktadır.
    Bilindiği gibi Einstein, Nazi zulmünden uzaklaşırken bir kaç ülke değiştirdi ancak ve maalesef son olarak Amerika’ ya gitti. Her ne kadar bilimin silah imalatında kullanılmasına karşı olmasına rağmen nükleer tepkimeler ile ilgilendi ve bir ölçüde ilk reaksiyonun (1942) gerçekleşmesinde de katkısı oldu. Bilindiği gibi yüce!!! Amerika bir savaşı kazanabilmek için binlerce insanı katletmeyi göze alarak 1945 yılında Japonya’ ya (Hiroşima, Nagasaki) iki atom bombası attı. Bu tarihlerden beri bu enerji türünü kullanabilen Amerika haliyle en çok (çalışır durumda 104) Nükleer Santrale saip ülke konumundadır.

    Nükleer Santral sayısı bakımından ikinci olan Fransa ülke enerjisinin yüzde 75 inden fazlasını bu yolla sağlamaktadır. Burada ilginç bir nokta var Fransa’ nın yüzölçümü 674.843 kilometre kare ve nükleer atıkları depolayabilecek imkanı var.

    Bu kısa bilgilerden sonra gelelim Türkiye’ ye…
    Yüzölçümü 814.578 kilometre kare, nükleer enerji üretebilecek kapasitesi ile birikimi ve yatırım için parası (buna karşı çıkanlar olacaktır) var. Buradan elde edeceğimiz yararlar hakkında bir şey söylemek anlamlı değil. Eğer yararlı olmasa 400 den fazla nükleer santral neden kurulmuş olsun? Hemen “yeni santral yapılmıyor” diyenler çıkacaktır ama onlara, işleyen santraller ile yapılması düşünülen santraller ve kapasiteleri arasındaki fayda durumuna bakmalarını önermek zorundayım. Elinizde 100 den fazla arabanız olsun hem de aklınıza gelen her model ve hızda, yenisi için yatırım yaparken 2 kere düşünmeniz gerekmez mi? Yada arabaya ihtiyacınız var ve hiç arabanız yok diyelim, atık olarak çıkan dumanı da depolayabileceğinizi biliyorsunuz. Kesin alırdınız o arabayı değil mi?

    Nükleer santrale ihtiyacımız olup olmadığına karar verecek olan merciler “ihtiyacımız var” dediklerinde birileri hemen saçma sapan gösteriler düzenleycek, kendilerini bir yerlere zincirleyecek, yeşili koru doğayı bilmem ne yap diye isyan edecek. Neden peki? Diyecekler ki; atıkları doğadan binlerce yıl kaybolmuyor -adam gibi atık takibi yapılamaz ya-, etrafa zararlı -sadece Türkiye’ de-, biz doğayı seviyoruz -biz sevmiyoruz-, atıkları depolayacak alan yok -Fransa’ nın yüzölçümünden daha büyük toprağımız var ama biz bunu da beceremeyiz-, nükleer silah yapılmayacağını nereden bileceğiz -herkes yapabiliyor da Türkiye yapamaz-, yurt dışından satın alsak daha ucuz -aynı diğer aldıklarımız gibi, ham halini 3 dolardan verip işlenmiş halini 300 dolardan alırız ucuz diye-, sadece Türkiye’ ye değil herkese karşıyız -Yahu En azından Amerika’ daki santrallerin yarısını kapattırmak lazım bunu demek için-,….

    Kyoto’ yu imzalamamalı, nükleer santral (belki de nükleer silah bile) yapmalı, artık başımız dik durmalıyız.

    SAKIN İMZALAMA

    TÜRKİYE KYOTO’YU SAKIN İMZALAMA !

    Bu ülkede herkes konuşuyor. Bilen bilmeyen duyan duymayan…
    Adam maçı izlemez futbolcuya (hakeme, yöneticiye vs.) konuşur.
    İşin başında durmaz işçiye konuşur.
    Gitmez, gitmiş gibi konuşur.
    Görmez, görmüş gibi konuşur.

    Yahu Türkiye neden imzalasın KYOTO’ yu? Önce bilgi vereyim nedir KYOTO PROTOKOLÜ?

    Küresel ısınmanın önlenmesi için hazırlanan ilk uluslararası belge olan Birleşmiş Millletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (The United Nations Framework Convention on Climate Change - UNFCCC) 1992’de Rio’da yapılan Yeryüzü Zirvesi sırasında imzaya açıldı ve 21 Mart 1994’de yürürlüğe girdi. Küresel ısınmanın önlenmesi için sera gazlarının sınırlandırılmasını öngören bu çerçeve anlaşma herhangi bir bağlayıcı indirim hedefi belirlemiyordu.
    UNFCCC’nin yürürlüğe girmesinin ardından her yıl toplanmaya başlayan taraflar konferanslarının (COP) Japonya’nın Kyoto kentinde yapılan üçüncüsünde, bu çerçeve sözleşmenin eki olma niteliği taşıyan Kyoto Protokolü kabul edildi. Kyoto Protokolü, taraf olan sanayileşmiş ülkelere, 2008-2012 yılları arasında 1990 seviyesine göre belirli bir sera gazı indirim hedefine ulaşmayı şart koşar. Ortalama %5,2 olan bu indirim hedefi ülkelere göre değişir. En yüksek hedefe sahip Avrupa Birliği, %8’lik sera gazı indirim hedefini kabul etmiştir. (açıklama imzalamamızı isteyen bir siteden alınmıştır.)

    Peki amaç nedir? Küresel ısınmayı bu şekilde azaltabileceğimiz doğru mudur? Gerçekten herkes buna mı inanmaktadır?
    Bu ülke Dünya’ nın bir numaralı haşhaş vb. üreticisi iken “Eroin imalatı” gerekçe gösterilerek bu özelliğini yitirmedi mi? Sonra bir de baktık ki bu maddeler ilaç yapımında kullanılıyor. Ve ne oldu? Amerika bir anda haşhaş üretiminde Dünya’da bir numaraya yerleşti.

    Önce karşılaştırmaları verin! Henüz öğrenemedim ama istiyorum;
    Hangi ülke buradan ne kadar gelir elde ediyor?
    Kimden bu gazlar nasıl ve ne kazanma karşılığında çıkıyor ortalığa?
    Bu yasak kime ne kadar dokunacak?
    Amerika ve Avustralya neden imzalamıyor?

    Yahu insaf çekin artık elinizi yakamızdan…

    İnsan hakları vasıtasıyla asmamız gerekenleri asamıyoruz …

    Eroin imalatı gerekçesi ile üretemediğimiz ürünlerden kaybettiğimiz milyar dolarları ben not ettim bir kenara.

    Gümrük Birliği’ nden başımıza gelenler çok mu güzel. Ne kadar karda ne kadar zarardayız hesap eden var mı? Girebildik mi Avrupa Birliği’ ne?

    Sırada sera gazı hikayesi var.

    Yok mu KYOTO’ ya hayır kampanyası yapacak birileri?

    Son söz : TÜRKİYE KYOTO’YU SAKIN İMZALAMA !